17 MAYIS CUMARTESİ GÜNÜBİRLİK
Sabahın Serinliğiyle Başlayan Macera
Misafirlerimizi Anıtpark’taki buluşma noktamızdan sabah saat
06:00 da aldıktan sonra, saat 09:20’de Kartal sahilden vapura biniyoruz. Deniz
meltemi yüzünüzü okşarken, martıların çığlıkları eşliğinde Büyükada’ya doğru
yol alıyoruz. Vapurun güvertesinde çayınızı yudumlarken, ufukta beliren adalar
size bir başka dünyayı müjdeliyor. Büyükada’ya adım attığımızda, motor
gürültüsünden uzak, sadece faytonların tıkırtıları ve dalgaların şarkısıyla
karşılanıyoruz.
Dileyenler faytonun nostaljik keyfiyle, dileyenler adanın
taşlı yollarında yürüyerek lunaparka doğru ilerliyor. Buradan sonra biraz çaba
zamanı: 1 kilometrelik bir yokuşu tırmanıyoruz. Ama ödül büyük! Aya Yorgi
Kilisesi’nin büyüleyici manzarası sizi bekliyor. Tepeden İstanbul’un siluetini
izlerken, tarihin derinliklerinden gelen esintiyi hissediyorsunuz. Ardından,
Rum evlerinin arasındaki dar sokaklarda kayboluyoruz; her biri bir hikaye
fısıldayan bu evler, sizi adeta bir zaman yolculuğuna davet ediyor.
Büyükada’da öğle yemeği için mola verdiğimizde, denize nazır
bir masada lezzetli bir ziyafet çekiyoruz. Serbest zamanınızda ister sahilde
bir kahve için, ister adanın gizli köşelerini keşfedin. Sonra rotamızı
Heybeliada’ya çeviriyoruz.
Heybeliada: Yeşilin ve Tarihin Kucağında
Vapurumuz Heybeliada’ya vardığında, sizi adanın huzurlu
kolları karşılıyor. İlk durağımız, tarihi 1773’e uzanan Deniz Lisesi (Eski
Deniz Harp Okulu). Bu görkemli yapıyı selamlayıp kısa bir tur atıyoruz.
Ardından adanın en yüksek noktası Değirmen Burnu’na tırmanıyoruz. Buradan
açılan manzara, kelimelerle tarif edilemez: sonsuz mavilik ve çam ormanlarının
yeşili birleşiyor. Fotoğraf makinenizi hazır tutun, çünkü bu anı
ölümsüzleştirmek isteyeceksiniz!
Merkeze inerken yol üstünde Heybeliada Ruhban Okulu’nun
heybetli binası ve İsmet İnönü’nün Evi’ni görüyoruz. Tarihin izlerini takip
ederek Hüseyin Rahmi Gürpınar Anı Evi’ne uğruyoruz; bu evde bir yazarın
dünyasına konuk oluyoruz. Serbest zamanınızda adanın çarşısında dolaşabilir,
bir kahve molası verebilir ya da sadece denizin sesine kulak kabartabilirsiniz.
Gün batarken vapurumuzla Kartal’a geri dönüyoruz, ama adaların büyüsü ruhunuzda
kalmaya devam ediyor.
Büyükada: Prenslerin Masalsı Diyarı
Büyükada, Prens Adaları’nın incisi, adeta bir rüya gibi
İstanbul’un açıklarında uzanıyor. Yunanca’da “Prens” anlamına gelen Prinkipos
adıyla anılan bu ada, tarih kokan sokakları ve doğanın cömertliğiyle büyülüyor.
Motorlu araçların yasak olduğu bu cennette, ulaşım faytonların tıkırtıları ve
bisikletlerin neşesiyle sağlanıyor. Adanın zirvesinde Aya Yorgi Kilisesi
yükseliyor; 6. yüzyıldan kalma bu kutsal mekan, sizi tarihin derinliklerine
çağırıyor. İsa Tepesi’nde ise dünyanın en büyük ahşap monoblok yapılarından Rum
Yetimhanesi’nin gizemli kalıntıları ve Hristos Manastırı var.
Sahildeki Ayios Dimitrios Kilisesi’nin dinginliği, Hamidiye
Camii’nin zarif mimarisi… Büyükada, her köşesinde başka bir hikaye saklıyor.
Faytona atlayıp rüzgarı saçlarınızda hissedin ya da sahildeki dalgaların
ritmine kapılın; burası, huzurun ve tarihin buluştuğu yer.
Heybeliada: Yeşilin Kalbinde Bir Hazine
Heybeliada’ya adım attığınızda, çam kokusu sizi sarıyor.
Prens Adaları’nın en yeşil üyesi, eski adıyla Halki, yani “Bakır”, tarihle
doğayı birleştiren bir mücevher. Dört tepesiyle kucak açan bu ada, yaz-kış
capcanlı. İskeleden iner inmez solunuzda Deniz Lisesi’nin tarihi binaları,
sağınızda ise çarşının sıcaklığı sizi karşılıyor. Aya Nikola Kilisesi’nin
görkemi, Değirmen Burnu’nun eşsiz manzarası ve eski değirmen kalıntıları… Her
adımda başka bir sürpriz!
Ruhban Okulu’nun asırlık hikayesi, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın
anılarıyla dolu evi ve İsmet İnönü’nün iz bıraktığı köşk… Heybeliada, sadece
bir ada değil, yaşayan bir tarih. Çamlık alanlarda piknik hayali kurun, ya da
sahildeki kahvelerde bir anı biriktirin. Burası, kalbinizi çalacak bir sığınak.
Bu tur, sadece bir gezi değil, bir masalın parçası olma
şansı. Hayal kurmaya hazır mısınız? Bize katılın, Büyükada ve Heybeliada’nın
büyüsünü birlikte yaşayalım!